İki Kız Kardeş, Tek Kusursuz Armut

Kız kardeşler arasında doğası gereği özel bir bağ vardır, kelimelere gerek bırakmayan bir iletişim, paylaşılan bir geçmiş ve açıklama gerektirmeyen bir uyum. Aktivist ve model Lizzy ile model Georgia May Jagger söz konusu olduğunda, Jerry Hall ve Mick Jagger’ın kızları olarak, modern popüler kültür mitolojisinin iki ikonik figürünün mirasını taşıyan bu ikili için kardeşlik, kendine özgü İngiliz zarafetiyle şekilleniyor. Yabani çiçekler, hafif alaycı bir mizah anlayışı, festival çamuru ve yurt dışındayken açıklaması zor bir şekilde canlarının çektiği cheese & onion cipsleri… Tüm bunlar, onları Jo Malone London’ın English Pear & Freesia ve English Pear & Sweet Pea etrafında kurgulanan en yeni anlatısı için kusursuz bir eşleşme hâline getiriyor. İngiliz kimliğinin özünü yansıtan bu iki farklı yorum, zıt karakterler üzerinden hayat bulurken, “İki kız kardeş, tek kusursuz armut” ifadesi tam anlamıyla yerini buluyor.

‘Yaz sonunun, meyve ağaçlarıyla dolup taşan bahçeleriyle kendine özgü bir cazibesi vardır. English Pear kokularımızın arkasında yatan ilham da buydu.’

Lizzy için Jo Malone London, hayatına evinin doğal bir parçası olarak dahil olmuş: “Annemizin koridorda büyük mumları olurdu. Tüm kokular bana tanıdık ve oldukça huzurlu gelirdi. Zamanla da her biri bana Londra’daki evi hatırlatmaya başladı.” Georgia May de benzer bir his paylaşıyor: “Jo Malone London ile çalışmaya başlamadan çok önce, evimizde mumlar ve kokular zaten vardı. Markanın kimliğini gerçekten çok seviyorum. Tam olarak benim stilime hitap ediyor ve doğal unsurları kokulara taşıma biçimlerine hayranım.”

English Pear’in belirgin şekilde İngiliz bir karakter taşıması ise tamamen bilinçli bir tercih. Markanın Global Parfümeri Direktörü pozisyonunda bulunan Céline Roux şöyle açıklıyor: “Jo Malone London’da her koku bir hikâyeyle başlar. Özellikle İngiliz meyve bahçelerini çok seviyorum, yaz sonuna doğru ağaçların meyveyle dolu olduğu o büyüleyici anın kendine has bir cazibesi var. English Pear koleksiyonunun çıkış noktası da buydu. O anı yakalamak istedik. Oldukça romantik bir fikirdi.”

Koku, doğası gereği hafızayla iç içedir, Georgia May için ise aynı zamanda bir ritüeldir. “Dışarı çıkmaya hazır hissetmenin çok önemli bir parçası,” diyor. “Aynı zamanda annemin kullandığı kokuları ya da arkadaşlarımın kokularını düşünürüm. Bir koku sizi anında belirli bir zamana ya da mekâna götürebilir.” Lizzy için bu bağ çok daha somut: “Nazende çiçeğini gerçekten çok seviyorum. Annem onları yetiştirir ve evine gittiğimizde her yere küçük buketler yerleştirir.” Bu çiçeği kız kardeşiyle de ilişkilendiriyor: “Nazende çiçeği kokusu bana Georgia May’i hatırlatıyor çünkü annemizin en sevdiği çiçek ve onunla çok zaman geçirdik.” Céline Roux için English Pear & Sweet Pea, English Pear koleksiyonunun doğal bir devamı niteliğinde: “Armutu farklı bir çiçekle yeniden yorumlamak istedik. Nazende çiçeği daha oyuncaklı ve pastel; frezya ise daha zarif ve uzun formlu. Benim için bu iki çiçek adeta iki kız kardeş gibiydi.”

‘Nazende çiçeği neşeli ve pastel tonluyken, frezyalar zarif ve uzun formludur. Benim için bu iki çiçek adeta iki kız kardeş gibi hissettirdi.’

Kampanya, parfüm dünyasında sıkça rastlanan teatral anlatımlardan bilinçli olarak uzak duruyor. Lizzy, “Birlikte eğlenen iki kadının görüntüsünü seviyorum. Bu çok doğal ve gerçek bir his veriyor. Parfüm kampanyaları çoğu zaman fazla kusursuz oluyor ve kendinizi o dünyaya ait hissetmek zorlaşabiliyor. Jo Malone London ise gerçek hissettiriyor,” diyor. Georgia May de bunu onaylıyor: “Olduğumuz gibi davrandık, stilimizden genel atmosfere kadar her şey çok doğaldı,” diye gülerek ekliyor. “Rüzgâr makineleriyle dolu bir sette değildik.”

 

Bu özgünlük yaklaşımı, yaratım sürecine de yansımış. Céline Roux şöyle anlatıyor: “Doğal armut, parfümeride neredeyse yoktu, çünkü büyük ölçüde sudan oluşur. Doğal bir armut notası yaratmak istedim ve bunun imkânsız olduğu söylendi. Bunun üzerine gıda endüstrisine yöneldik. Armut suyu üretiminde, pişirme sırasında ortaya çıkan buhar genellikle atılır. Biz bu buharı yakaladık ve yoğunlaştırarak doğal bir armut özü elde ettik, ileri dönüştürülmüş (upcycled) bir içerik.

Bu süreç iki yıl sürdü. Bir noktada her şişede 0.82 armut vardı ve ‘Hayır, tam bir armut olmalı’ dedik. Yeniden yoğunlaştırdık ve sonunda her şişede bir armut diyebileceğimiz noktaya ulaştık. İşte bu detaylar işimi heyecan verici kılıyor. Bu bir zanaat ve mümkün olanın sınırlarını zorlamayı seviyoruz.”

 

İki kız kardeş de birbirlerini daha iyiye teşvik etmenin öneminde hemfikir. Lizzy gülerek, “Georgia her zaman benden daha sportifti, tatile gideriz ve kendimizi bir tepeye tırmanırken buluruz,” diyor. Ancak Georgia May bunun asla bir rekabet olmadığını vurguluyor: “Bu, kız kardeş olmanın ötesinde, kadınların bir araya gelmesi, birbirini desteklemesi ve yaptıklarını kutlamasıyla ilgili.” Aralarındaki bağın hiçbir zaman rekabet üzerine kurulu olmamasının temelinde de bu yaklaşım yatıyor. Yaş farklarının da etkisi büyük: “Aramızda yedi buçuk yıl var,” diyor Georgia May, “bu yüzden kardeşlik ilişkimiz farklı dönemlerde farklı şekiller aldı.”

‘Kız kardeş olmanın ötesinde, bu kadınların bir araya gelmesi, birbirini desteklemesi ve birbirinin yaptıklarını yüceltmesiyle ilgili.’

Anıları ise her kardeşlikte olduğu gibi hem duygusal hem de hafif mizahi. Georgia May, “Havuz kenarında, Lizzy’nin beni bebek arabasında gezdiriyormuş gibi yaptığı anı hatırlıyorum,” diye gülüyor. Aynı kıyafetler de unutulmazlar arasında: “Aramızda yedi buçuk yıl olmasına rağmen annem bizi aynı kombinlerle giydirirdi. Ben bayılırdım. Lizzy için muhtemelen ‘Neden beş yaşındaki kardeşimle aynı giyiniyorum?’ gibi bir durumdu.” Lizzy’nin aklında ise Paskalya var: “Aynı fırfırlı elbiselerle el ele tutuşup yumurta avına çıktığımız an… Çok tatlı olduğumuzu düşündüğümü hatırlıyorum.” Yetişkinlikte ise ortak zevkler onları daha da yakınlaştırmış. “Benzer bir mizah anlayışımız var,” diyor Georgia May, “ve müzik zevkimiz de benzer, büyük ölçüde Lizzy sayesinde.” Farklılıkları ise uyumlu bir denge yaratıyor. Lizzy, “Georgia bazı şeyleri benden daha ciddiye alabiliyor. Ben ise her şeyi biraz daha hafife alıyorum. Ama ben detay odaklıyım, Georgia ise daha büyük resmi görür,” diyor. Yine de birbirlerinden ilham almaya devam ediyorlar: “İnançlarını güçlü şekilde ifade eder,” diyor Georgia May gururla.

Her iki kardeş de hayatlarının bir döneminde Amerika’da yaşamış olsa da (anneleri Jerry Hall’ın Teksas kökenli olması şaşırtıcı değil), bu deneyim İngiliz kimliklerini daha da belirgin hâle getirmiş. Georgia May, “Amerika’da yaşamak, aslında sevdiğinizi bilmediğiniz şeyleri özlemenize neden oluyor,” diyor. “Cheese & onion cipsleri, bazı televizyon programları… Bake Off izlemek gibi.” Lizzy ise, “Los Angeles’ta İngiliz atıştırmalıkları satan bir dükkâna gitmek için bir saat araba sürdüğümü hatırlıyorum,” diye ekliyor.

Festivaller de bu kültürel kimliğin önemli bir parçası. Lizzy, “Evet, Coachella var ama biz Glastonbury’i seviyoruz,” diyor. Kötü hava koşulları bile bunu değiştirmiyor: “Yağmur yağması umurumuzda değil. Hatta neredeyse daha iyi, çünkü o zaman kötü kokmuyor,” diye gülüyor.

Céline Roux da bu durumu kendi perspektifinden değerlendiriyor: “Fransız biri olarak avantajım, İngiliz yaşamının sunduğu detaylardan büyük keyif almam: armutlar, meyve bahçeleri, yaz ışığı, doğada kendiliğinden yetişen çiçekler…”

Tüm bu unsurlar kampanyada güçlü bir şekilde hissediliyor. Ancak asıl öne çıkan, aynı şeyin iki farklı yorumunun birbirine benzemek zorunda kalmadan bir arada var olabilmesi. Georgia May’in gülümseyerek söylediği gibi: “Biz sadece eğleniyoruz.”

Hikayeyi Satın Alın